• BIST 99.785
  • Altın 274,813
  • Dolar 5,7492
  • Euro 6,3925
  • Adana : 19 °C
  • Osmaniye : 21 °C
  • İçel : 25 °C
  • Hatay : 20 °C
  • Kmaraş : 18 °C

Yemen’deki İran

14.04.2015 12:34
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

Yemen’de Şii Husiler’den oluşan hareketin başkent Sanaa’yı ele geçirmesi ve Suudi Arabistan öncülüğündeki Koalisyon Uçaklarının Yemen’de Husilere karşı yürüttüğü “Kararlılık Fırtınası” operasyonu yine can pazarına kilitlenmiş durumda. Evet, biliniyor, Suudi Arabistan’ın bu askeri müdahaleyi ABD’nin onayıyla yapıyor. Yelkenlerini ABD rüzgarıyla doldurup, pupa yelkenleşenleri tutabilene aşk olsun. Ancak unutmayalım,  ABD, Suudileri test ediyor.  ABD’nin Suudilere devamlı olarak destek verip vermeyeceği konusunda tereddüt bir değil, bin… Yakında görürüz, zaman ilerledikçe Suudi Arabistan’ın bu harekette yalnız kalır, hiç kuşkunuz olmasın.

Ne garip çelişkidir ki, bugünlerde “Husi Fırtınası”na karşı “Kararlılık Fırtınası”yla Yemen’e müdahale kararı Suudi yönetiminin, iki yıl öncesinden günümüze Husilere dolaylı ve doğrudan destek olanlardan başkası olmadıkları da bilinmektedir. Mısır’da Müslüman kardeşler örgütüne ve seçimle işbaşına gelmiş olan Mursi’ye karşı General Sisi darbesini, Libya’da karşı devrimcilere desteğini, Gazze’de HAMAS’a karşı İsrail’le işbirliğini, Suriye’de muhalefeti ve Özgür Suriye Ordusunu akamete uğratmak için kapalı kapılar arkasında planlananlar ve yapılanlar masaya yatırıldığında duyulan kokular genizleri yakmaktadır. “Çıkarlarının Efendisi” konumundaki ABD’nin bu durumda radikal İslam’a karşı olduğu fikri de oldukça gülünç bir anlayışı ortaya koymaktadır.

Nüfusunun %65’ni Şafi Mezhebindeki Sünnilerin, %35’ini ise Şiilerin oluşturduğu Yemen’de meydana gelen karışıklıkların temelinde, Suudi Arabistan ve İran’ın Yemen’de siyasi ve ideolojik üstünlük adına rekabet halinde olmaları yatmaktadır. Ancak bilinen ve kabul gören bir gerçektir ki, Yemen'deki Husi darbesinin Suudi Arabistan'ı iyice kuşatan bir İran planı olduğu apaçık belli oluncaya kadar, hem bölge ülkelerinin hem de küresel hegemonyanın ellerini ovuşturacak bir biçimde seyri âleme daldıkları da görülmekteydi. Ortadoğu’da hiçbir biçimde yadsınamayan bir gerçektir ki, bölgede meydana çıkan hiçbir oluşumun ve hareketin önceden plansız olmaz, her şey en ince ayrıntıya kadar planlanır ve yürürlüğe konulur. Efendim, “bu hareket halkların dinamizminin bir göstergesidir” demek ise yanlışların en büyüğüdür. Ortadoğu’da son derece dikkatli, tüm parametrelerinin değişik ve çeşitli seçeneklere göre kontrol altına alınabildiği bütün olgu, oluşum ve hareketler dinamiği önceden planlıdır ve bu işin adeta fıtratındadır.

Bu arada söylemek gerekir ki, Yemen’in kuzeyinde silahlı eylemlerde bulunan neredeyse IŞİD kadar güçlü İran yanlısı Şii Husiler’den oluşan hükümete karşı olan isyancı güçler, sadece Yemen halklarını değil, aynı zamanda İran ve Suudi Arabistan’ı da karşı karşıya getirmiştir. Bu durum karşısında Meşru Yemen Hükümetinin Anti-Terör Birlikleri Başkanı General Yahya Salih, bu grupların dış destek olmadan güçlerini ortaya koymalarının olanaksız olduğunu vurguladıktan sonra, ülkenin kuzey bölgesinde devlet güçlerine karşı savaşan Husi asilerinin İran’dan destek gördüğünü de açıklamıştır. Hemen arkasından Kral Abdullah zamanında “Riyad Kapısı” kendisine kapatılmış, ancak şimdilerde yeni kralla birlikte ağzına kadar açılmasının bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Husi milisleriyle hükümet güçleri arasındaki çatışmalardan İran'ı sorumlu tutmasına Türkiye ve İran arasındaki tırmanmanın başlangıcını oluşturmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın darbeci Husileri atlayıp, asıl sahipleri olan İran'a yönelik "İran'ın Yemen'den, Suriye'den, Irak'tan gücü, kuvveti ne varsa çekmesi lazım." sözleri son derece kritik bir durum yaratmıştır: Tahran yönetimi de bu açılıma katı bir dille tepki göstererek "hırslı politikalara daha fazla onarılmaz hatalara yol açmama" çağrısında bulunmuştur. İran’ın itidal çağrısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan İran’a gitmiş, şimdilik kaydıyla Türkiye ve İran arasındaki tırmanma buzdolabının kapağına ancak kaldırılabilmiştir. Isıtılmadan önümüze getirilmesi bir an meselesidir.

Peki, uzun lafın kısası, n’olur, denildiğinde ise, bu “Çıkarlar Fırtınası”ndan Türkiye’ye düşen payın “Rüzgâr ekip fırtına biçmekten başka bir şey olmadığı açık seçik görülebilmelidir.” Diyelim ve olabilecekleri ihtiyatla izleyelim. 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim