• BIST 99.785
  • Altın 274,821
  • Dolar 5,7492
  • Euro 6,3925
  • Adana : 19 °C
  • Osmaniye : 21 °C
  • İçel : 25 °C
  • Hatay : 20 °C
  • Kmaraş : 18 °C

Türkiye’de Bakanlar da İstifa Ederdi…

29.03.2016 12:26
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

Belçika’daki kanlı terör saldırısının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel saldırganlarından İbrahim el Bekrevi'nin Haziran 2015 tarihinde Türkiye'den sınır dışı edilerek, Belçika’ya iade edildikten sonra, serbest bırakılmasındaki Belçika ve Hollanda’nın ihmalini dile getirmesi, Bakan istifalarına yol açtığını haber portallarından izledik, takip ettik. Açıklamalarının hemen ardından, Belçika hükümetinin iki bakanı Belçika Başbakanına istifalarını sunmuş, Başbakan Michel da, savaşta olunan bir devrede iki bakanın istifa talebini reddetmiştir. Brüksel'i kana bulayan saldırıların ardından İçişleri Bakanı Jan Jambon, ardından Adalet Bakanı Koen Geens Başbakan Charles Michel'e istifalarını sunması ülkemizdeki bazı medya mahfillerinde kendilerine methi senalara, övgülere neden olmuştur. Hatta TBMM çatısı altında bir bayan milletvekilinin basın toplantısındaki söylemiyle "Siz de bir kere istifa edin, bir kereden bir şey olmaz!” durumuna kadar getirilmiştir. Demek istenilmektedir ki, “Neden Türk demokrasisinde böylesine cesaret verici, demokratik eylemler görünmüyor?”

Burada öncelikle sorulması gereken bu hareketin onurlu bir hareket olup olmadığı, iddiasıdır. Başkaca söze hiç gerek yok, istifa hareketi son derece onurlu bir harekettir. İstifa etmek, çağdaş toplumların olmazsa olmazıdır. Peki, neden bizde olmuyor savına gelince, bu iddia külliyen yanlıştır. Çünkü bu tür harekete, bir anlamda Türk demokrasisi örnek oluşturmuştur, diyebiliriz. Şöyle ki, İkinci Dünya Savaşının o bilinmezlik ortamında “Refah Faciası” nedeniyle Başvekil (Başbakan) Refik Saydam Hükümetinin hedef alınması üzerine iki Bakan hem de soruşturma sonuçlarını beklemeden istifa etmişlerdir. Vay be seslerini duyar gibi oluyorum.

Şimdi, gelin, “Refah Faciası” olayını anımsayalım. İkinci Dünya Savaşı sırasında, İngiltere'ye sipariş edilen 4 Muhrip, 4 Denizaltı, 12 Çıkarma Gemisi, 4 Uçak Filosunu getirmek üzere, Yahudi kökenli yurttaşlarımıza ait “Benjamen ve Benzilay” isimli Şirketten kiralanan “Refah Gemisi” ile subay, astsubay, er ve öğrenciden oluşan 199 kişilik kafile, 23 Haziran 1941 günü saat 17.30 da Mersin'den Port-Sait'e hareket etmiştir. Beş saat süren bir yolculuktan sonra Kıbrıs Adasının Karpat Burnu yakınında gemi torpillenmiş ve kısa bir süre gemi ikiye ayrılarak batmıştır. Faciadan sadece 4 deniz, 5 hava subayı, 15 Astsubay, 5 Er, 3 gemi personeli kurtulabilmiştir. Bu melun olayda 167 güzide vatan evladımız şehitlik mertebesine ulaşmıştır. Japonya'nın Kushimoto kentinde “Ertuğrul Şehitleri” için dikilmiş anıtın bir kardeşi Türk Silahlı Kuvvetlerinin en seçme kahraman şehitlerinin anısına Refah Faciasından 31 yıl sonra 1972 yılında "Refah Şehitleri" anıtı olarak Mersin Atatürk Parkına konulmuştur. Şimdi Mersin’de sorsanız, denemesi bedava, isterseniz Atatürk parkında soralım, acaba bu olayı kaç kişi anımsıyordur, bilinmez. Çünkü balık hafızalı, hafızası güçsüz, duyduklarını ve öğrendiklerini çabuk unutan bir toplumuz, sevgili okurlar. Ama siz siz olun, yolunuz ya da fırsatınız düşerse, demeyeceğim, fırsat yaratın ve bu anıtı mutlaka ziyaret edin ve birer Fatiha okuyarak, şehitlerimizin ruhlarını şad edin.

Şimdi bakalım, Refah Faciası’nın TBMM’deki yansımasına. Daha soruşturmanın açılmasını bile beklemeden, olaydan kendilerini sorumlu tutan dönemin Ulaştırma Vekili (Bakanı) Cevdet Kerim İncedayı ile Milli Savunma Vekili (Bakanı) Saffet Arıkan, görevlerinden derhal istifa etmişlerdir. Hem de İkinci Dünya savaşının en civcivli döneminde Rusya’ya karşı Barbarossa Harekâtının başladığı bir devrede istifa etmişler ve görevlerinden ayrılmışlardır. Devleti kuranlar, bir gelenek getirmişler ve ilkeleştirmişlerdir. Devleti yönetenler ya da yönetmeye talip olanlar, bu tür kanlı toplumsal olaylardan sonra birbirlerini değil, kendilerini suçlamayı ilkeleştirmişlerdir. Şu mantık geliştirilmiştir. “Madem bakanlık koltuğunu ben işgal ediyorum, halkın adına onun bu işini vekâleten ben yerine getiriyorum, o zaman bu olayı ben önlemeliydim.” Unutmayalım, cumhuriyeti kuranlar, kendilerine Osmanlı’nın o haşmetli “Nazır”(bakan) sözcüğünü değil, “Vekil” makamını, “Vekaleten yürütme”yi yeğlemişlerdir. Bütün bu açıklamalardan sonra, başkaca söze gerek var mı?

Bir de soruşturmanın sonucuna bakalım. TBMM tarafından açılan soruşturma, 18 Aralık 1941 tarihinde sonuçlanmış ve istifa etmiş olan bakanlar, suçsuz görülmüşler ve aklanmışlardır. Aslında bu davranış biçimi, sadece cumhuriyeti kuranların için değil, Osmanlı’dan alınan “olayları göğüsleme” duyarlılığının ta kendisidir. Unutmayalım, şimdiki başbakanın yerine kullanılan “sadrazam”ın anlamı da olaylara kendini siper eden “Büyük Göğüs”tür. Şimdi diyeceksiniz ki, “Ne suçu var adamların? Refah Gemisini onlar mı batırdı?” Kuşkusuz hayır... Onlar batırmadı, ama batırılmamasını sağlayan sistemi onlar kuracak, onlar görevin başarılmasını sağlayacaklardır. Dümdüz, onurlu “Aristo Mantığı”. Demek ki yapamadılar. Aciz kaldılar ve istifa ettiler. Unutmayalım, İstifa olgusu, çağdaş demokratik toplumların olmazsa olmazıdır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim