• BIST 97.886
  • Altın 277,914
  • Dolar 5,8286
  • Euro 6,4899
  • Adana : 19 °C
  • Osmaniye : 17 °C
  • İçel : 21 °C
  • Hatay : 12 °C
  • Kmaraş : 12 °C

Suriye’de Bloklararası Vekâlet Savaşı

07.12.2015 16:29
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

Suriye’deki krizin başlangıcından itibaren Esad rejiminden yana tavır koyan Rusya Federasyonu(RF) BAAS yönetiminin resmi talebi üzerine Suriye’ye Eylül 2015 ayının sonunda askeri müdahale kararı almıştı. RF Ortadoğu’daki Türkiye’yle çakışan çıkarlarını garanti altına almak istemişti. RF bu karar çerçevesinde çoğunlukla ülkenin kuzeybatısındaki muhalif gruplara taktiksel hava saldırıları düzenlemeyi plânlamış, gelir gelmez de hemen icrasına girişmiştir. RF’nin icra etmiş olduğu plânın parçası olarak IŞİD dışındaki muhalif grupları da vurması, başta Türkiye olmak üzere ABD ve Fransa’nın tepkisini çekmiştir. Aslında RF, IŞİD'e karşı savaşıyor görüntüsü çizerken, esasında Esad rejiminin muhaliflerini de bombalamayı bilinçli olarak sürdürmüştür. Büyük resme bakıldığında ise, bu hareketin temel amacının, IŞİD yenildiğinde, ya da bir şekilde Suriye’den çıkartıldığında-şu sıralar zor görülüyor- örgütün boşluğunu diğer muhalif grupların doldurması ve bu grupların Esad'ın güçlü olduğu bölgeye saldırmalarının önlenmesidir.

Türkiye’nin tepkili olduğu ve tepkisini dışa yansıttığı bir diğer nokta ise, Rus uçaklarının büyük bir umursamazlık içerisinde yapmış olduğu sınır ihlalleri olmuştur. BAAS rejimi tarafından çağrılı olarak Suriye’ye gelen Rus uçaklarının Türkiye Cumhuriyeti hava sahasındaki fütursuzca yapmış oldukları bu ihlâller 3 ve 4 Ekim 2015 tarihlerinde doruk noktasına ulaşmıştır. Hiçbir şeyle kabil-i telif olamayacak bir biçimde Türk hava sahasının Rus uçaklarınca ihlal edilmesi bir yandan Türkiye’nin ve NATO’nun sert tepkilerine neden olurken, RF olayın ardından özür dilemek mecburiyetinde kalmıştır. Ak-saray külliyesinde Papa’dan sonra ayrıcalıklı ikinci konuk olarak ağırlanan RF Devlet Başkanı Vladimir Putin’in G 20 Antalya Zirvesine katılmadan önce yapmış olduğu bu incelikli diplomatik çıkışı diplomatik çevrelerce sempati ve takdir toplamıştı. 15-16 Kasım 2015 tarihlerindeki Antalya’daki G 20 zirvesine katılan Putin’in ülkesine dönüşünden bir hafta sonra 24 Kasım günü gerçekleşen bir başka sınır ihlalinde ise bir SU-24 tipi Rus savaş uçağı Türk F-16’ları tarafından düşürülmesiyle Türk-Rus ilişkilerinde hiç olmadığı kadar gergin bir döneme girilmiştir. Nedeni açıktır, bir hafta içerisinde ne olmuştur da paraşütle atlayan pilot yarbay havadayken karadan açılan ateşle öldürülmüş, sonradan da Moskova’ya törenle uğurlanmıştır. Bu olay üzerine, CNN muhabiri Matthew Chance’a göre Lazkiye'deki üsse S-400 gönderme kararı alan Moskova, Suriye hava sahasını tamamen kapatmak isteğini de ortaya koymuştur. 480 kilometreden hedefe kilitlenme özelliği ve 400 kilometre yarıçap menzilde hedefi imha kapasitesi ile 56 kilometre irtifa ile balistik füzelere karşı da kullanılabilme özelliği olan bu füzelerin hedefi bir anlamda NATO’nun olanak ve yeteneklerini de kapsamaktadır. Liderlerin âdeta birbirlerini suçlarcasına yapmış oldukları birbiri peşi sıra açıklamalar, Türk-Rus ilişkilerini gittikçe ivmesi artan bir tırmanma içerisine sokmuş bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’in “Türkiye özür dilemelidir”, restini “Türkiye özür dilemeyecektir”, betimlemesiyle görmesi, bir başka deyişle duruşunu da kesin çizgilerle belirlemiş olduğunu da ortaya atmaktadır. Bu arada, Kremlin’den birbiri ardına gelen sert açıklamalar sonucunda Türkiye ile Rusya arasındaki ticaret, turizm ve enerji alanlarındaki işbirliğine de etki edecek üç aşağı beş yukarı 9 Milyar dolarlarla ifade edilebilecek boyuta ulaşmış olduğu görülmektedir.

Bilinen ve herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir ki, Ortadoğu’da “Vekâlet Savaşları” (proxy wars), bölgedeki istikrarsızlığın temel sebeplerinden birisi olarak görülmektedir. Doğrudur. Şimdiye kadar yaşananlar değerlendirildiğinde bu savaşlarda yerel aktörler cephede bulunurlarken, büyük güçler arkada bulunmayı yeğlemekteydiler. Bir başka ifadeyle hegemonik güçler bu savaşlara bizzat katılmazken, destekledikleri yasadışı örgütler, bir anlamda müttefikleri ya da taraftarları aracılığıyla arzu ettikleri siyasî kazanımları elde etmeye çalışmaktaydılar. Onun için bir zamanlar Bekâa vadisinde bölgesel ve hegemonik güçler tarafından desteklenen, satın alınabilecek yüzün üzerinde illegal örgüt bulunmaktaydı. Ancak RF, ÇHC ve İran arasındaki birliktelik güçlenip bloklaşmaya gittikten sonra durum değişmiş olduğu değerlendirilmektedir. Bir başka deyişle durum gittikçe tırmanmış, bir tık falan değil, son derece ileri bir safhaya doğru evrilmiştir. Anlaşılmaktadır ki, RF Doğu Bloku’nun bölgedeki vekâletini üzerine alırken, Türkiye Cumhuriyeti de batı blokunun cephedeki vekâletini almış olduğu görülmektedir. Bu bir anlamda bloklararası arası vekâlet savaşlarının bölgede başladığının da bir göstergesidir. Ama unutmamak gerekir ki, becerikli ve hamarat Ayşe Teyze Hanım Kızımızın marifetleri sadece bununla sınırlı değildir bekleyip, görelim. İnşallah hayırlara vesile olur.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim