• BIST 99.785
  • Altın 274,821
  • Dolar 5,7492
  • Euro 6,3925
  • Adana : 19 °C
  • Osmaniye : 21 °C
  • İçel : 25 °C
  • Hatay : 20 °C
  • Kmaraş : 18 °C

Süleyman Şah Türbesi yada “Mezar-ı Türk”

23.02.2015 17:34
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK)’nin emir komutası altında sivil-asker işbirliği çerçevesinde Genelkurmay Müşterek Komuta Kontrol Harekât Merkezinden yönetilen “Şah Fırat” operasyonu büyük bir uyum içerisinde başarıyla icra edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerine şükranlarımı sunuyorum. TSK, bu harekâtı kara-hava kuvvetleriyle, insansız hava araçları dâhil tüm ulusal istihbarat unsurlarıyla müştereken ve her şeyden önemlisi TSK’ya özgü bir milli yazılımla gerçekleştirmiştir. Sezar’ın hakkını Sezar’a vererek söylüyorum ki, dosta düşmana Türk Silahlı Kuvvetlerinin gece harekât yeteneğinin en üst seviyeye çıkmış olduğu da gösterilmiştir. Başta ABD olmak üzere bu harekât nev’inde Batı Ordularının ne kadar başarısız olduğu bilinmektedir. Örnek mi istiyorsunuz, işte örnekler: Birincisi, Hollywood tarafından 2001 yılında vizyona sokulan Kara Şahin Düştü (Black Hawk Down)harekâtı. İkincisi ABD’nin 8 Amerikalı askerin ölümüyle sonuçlanan Nisan 1980’deki Tahran Büyükelçiliği rehine kurtarma operasyonu. Harekât kuvvetleri daha çölün ortasında iken, bir biri peşi sıra meydana gelen koordinesizlikler- hadi biz şanssızlıklar diyelim- sonucu harekât daha başlamadan bitmiştir. Bunlar hemen ilk bakışta akla gelenler.

               Hiçbir spekülasyona girmeden söyleyeyim, gelinen noktada, lami cimi yok, Suriye’deki Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolumuzun boşaltılması gerekli idi. Bu yapılmıştır. Çünkü bu işin daha fazla tahammülü kalmamıştı. Eğer biraz daha geç boşaltmasaydık, kınalı kuzularımızı kurban etmek zorunda kalabilecektik. Bu önlenmiştir. Bir Tabur Görev Kuvveti ile icra edilen bu boşaltma işlemi, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından her türlü olasılık, akla gelen tüm ihtimalat planları düşünülerek başarı ile icra edilmiştir. Kendi inşa ettiğimiz gemilerle Afrika’nın tüm limanlarında nasıl ki Türk bayrağını büyük bir onurla gösterdiysek, bu harekâtla da TSK’nın muharebe yeteneği tüm dünyaya gösterilmiştir. Düşününüz bir kere, illegal güçlerin cirit attığı bir bölgede 100 km. derinliğe kadar 39 tank, 57 zırhlı ve 100 motorlu araç, 572 personel ile gece ve kış koşulları altında gideceksiniz ve zayiat vermeden geri döneceksiniz. N’olur böylesine spesifik bir harekatı küçümsemeyin, küçümseyenlere de lütfen müsaade etmeyiniz. Yazıktır, ayıptır. Yapılan bu ön alma harekâtıyla TSK’nin bir oldu-bitti ile savaşa çekilmesi, angajman kurallarıyla yapılabilecek her türlü provokasyon bu şekilde önlenmiştir. Ayrıca Türkiye için kapalı kapılar arkasında dillendirilen IŞİD dayanışma iddiası da boşa çıkarılmış ve sonlandırılmıştır. Böylesine çetrefilli bu harekâtta bir kişinin şehit olması, yürekleri az da olsa burmuştur. Genelkurmay Foto Film Merkezinden operasyon kuvvetlerine katılan görev Şehidimiz Astsubay Halit Avcı’ya Allah'tan rahmet ve kederli ailesine de başsağlığı diliyorum.

               Kuşkusuz farkındasınız, bu arada “Süleyman Şah ve Türbesi” üzerinde birçok spekülasyon da yapılmıştır. Böyle durumlarda insan, millet kenetlenesini arzu ediyor, ama maalesef olmuyor. Bu arada söyleyelim, doğru bilinen yanlışlar da az değil. Şimdi hiçbir biçimde Neo-Osmanlıcılık yapmadan, konunun adını doğru bir biçimde telaffuz edelim, “Caber Kalesi” ve “Süleyman Şah” ile bütünleşen yerin adı “Mezar-ı Türk’tür. Türbenin bilinen ilk binası, 1144 yılında Halep Emiri Atabek ile oğlu Nureddin Zengi döneminde inşa edilmiştir. 1260 yılında Moğollar tarafından yıkılan yaklaşık 300 yıl boyunca hiçbir şey yapılmayan türbe, Yavuz Sultan Selim tarafından tekrar canlandırılmıştır. Ama türbenin Kolağası Sabit Bey’in çizdiği plan uyarınca yeniden inşası II. Abdülhamit döneminde yapılmıştır. II: Abdülhamit dönemi ideolojisi, hem geçmişe kök salmış Osmanlı mitosunun yeniden üretildiği, hem de modern dünyaya ait değerlerin mevcut kültürel dokuya eklemlendiği ortak bir çabanın ifadesi olmuştur.

               Süleyman Şah’ın yaşadığı dönem, Haçlı Seferlerinin başladığı Moğol istilasının devam ettiği karanlık bir dönemdir. Süleyman Şahın bizzat kendisi Anadolu bütünleştiriciliği için birleştirici bir karakter taşımaktadır. Menkıbelere dayanan bilgiler az olduğu için, kendisinin karada, ama oğlu I. Kılıç Arslan suda boğularak şehit olduğunu da söylemek bin yıllık sözlü tarihimizi de inkâr etmek anlamını taşımaktadır. Olaydan yaklaşık 300 yıl sonra Süleyman Şahın Şehadetini, Osmanlı tarihçisi Aşıkpaşazade (ö.1484)’ye, Orhan Gazi’nin imamı İshak Fakih’in oğlu Yahşi Fakih’in ‘Tevârîh-i Âl-i Osman’a ya da II. Murad devrinin vak’nüvisi Yazıcıoğlu Ali’ye veya 13. yüzyıl yazarı İbn-i Bibi’nin Selçukname’ye dayandırılması bile kuşkuludur.

               Öte yandan Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos'un (1081-1118) kızı olan Bizans Tarihçisi Anna Komnena’nın ‘Aleksiad’ adlı tarih kitabına veya Arapların Abu’l-Farac dediği Süryani kronikçi Bar Hebraeus (ö. 1286) dayandırılarak Süleyman Şaha ‘Katlamış oğlu Süleyman’ demek de bir o kadar yanlıştır,

               Uzun lafın kısası, 1921 tarihli Ankara Antlaşması ve 1923 Tarihli Lozan Antlaşması ile Vatan Toprağı olarak tescillenen Suriye’deki Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolumuzu; sorumsuzca yürütülen dış politikanın başarısızlığı sonucu savaşılmadan IŞİD terör örgütünün tehdidine boyun eğilerek, terk edilmiştir, demek ise yanlışların en büyüğüdür.

               Üzülerek ifade etmek gerekir ki, böyle durumlarda medyatik olmak isteyen, sözde tarihçilere öncelikle akıl ve izan sahibi olmalarını diliyorum. Lütfen bindiğiniz dalı kesmeyiniz.  

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim