• BIST 94.137
  • Altın 281,998
  • Dolar 5,8801
  • Euro 6,4975
  • Adana : 22 °C
  • Osmaniye : 23 °C
  • İçel : 25 °C
  • Hatay : 24 °C
  • Kmaraş : 22 °C

Şehircilik ve Belediyelerimiz

15.10.2014 14:18
Mahmut SARIALİOĞLU / GÖRDÜKLERİM

Mahmut SARIALİOĞLU / GÖRDÜKLERİM

Ülkemizde 1950’li yıllardan sonra gerekçeleri farklı da olsa kırsal kesimden daha kalabalık kasaba ve şehir merkezlerine doğru bir göç,  nüfus akışı olmuştur. Bunun bir kısmı kendi imkânları ölçüsünde şehirlerdeki hayat standartlarının daha ileri olması nedeniyle bu kolaylık ve imkânlardan yararlanma, istifade etme isteği, diğer bir kesiminde tam tersine imkânları ve ekonomik gücü elvermediği halde burada yaşayan insanların ortak giderlerinin, temel ihtiyaçlarının karşılanması noktasında, mal ve hizmet temini sağlamak suretiyle hem kazanç elde etmesi, geçimini sağlaması hem de hizmet verdiği şehrin bir mensubu olmasıdır.

Bu nüfusun yoğun olarak bulunduğu şehrin yaşam tarzı ile kırsal kesimdeki bireysel aile ortamındaki yaşam biçiminden farklıdır. Temel tüketim malları ve ihtiyaçlar aynı olmakla birlikte temin ve kullanım biçiminde farklı arz eder. Kırsal kesimden gelip şehre yerleşenler, bir taraftan kırsal kesimdeki alışkanlıkları yaşamaya, yaşatmaya çalışırken, bir taraftan da şehrin bulunduğu, mahallenin, sokağın kuralları ve ortak alanlarını kullanmada uyum sağlamada zorlanırlar, hatta direnirler, tabire caiz ise iki arada bir derede kalırlar.

Her ne şekilde olursa olsun kırsal kesimden, farklı yerlerden gelen insanların mevcut alışkanlıklarında ısrar etmeleri, şehir yaşamına uyumsuzluğu ve direnmeleri sonucu şehrin mevcut dokusu da bozulup, şehircilikte bir yozlaşma çarpık yapılaşma ortaya çıkar. Bu nüfus artışı ve göç hareketlerinden ülke genelinde irili ufaklı tüm şehirlerimiz nasibini almıştır. Bazı şehirlerimiz İstanbul, Bursa, İzmir, Antalya, Mersin, Adana, Kocaeli, Ankara gibi aşırı göç alırken bazıları bunu daha az hasarla atlatmıştır.

1950 li yıllarda ülkemizde nüfusun %20 şehirlerde, %80 ise köyler ve kırsal kesimlerde yaşıyorlardı. Günümüze gelindiğinde oranlar tam tersine dönmüştür.  %20 ye yakını kırsal kesimde %80 i aşkını da şehirlerde yaşamaktadır.

Bu tür dışarıdan çok göç alan şehirlere bakıldığında, ne tam kent kültürü, ne de köy kültürü diyebileceğimiz bir olgu ile karşı karşıya kalınmıştır. Bu durumdan başta o şehrin asli unsurları olmak üzere, şehir kültürüne ve imkânlarına uygun yaşamak isteyenler rahatsızlığı ile kırsal kesimden gelenlerde şehir kent hayatına uyum sağlamakta zorlanıp o güne kadar kazandıkları alışkanlıklarını bir çırpıda sonlandırıp şehir kültürüne adapte olamayışları görülmüştür.

Bu karışık durumun sonucu olarak da o şehre, uygulamaların işlevsiz kalması olarak yansımıştır. Buna en tipik örnek olarak da hemen yakınımızda bulunan Adana ve Mersin kent merkezlerini gösterebiliriz. 1970’den bu yana aşırı göç alan illerimiz den bazıları bu çarpık kentleşmenin yükünü kaldıramamış, adeta altında ezilmişlerdir.

Bu göç olgusu dünya genelinde başlayan ve bu günde şu veya bu nispette devam eden bir yenileşme ve yaşam/ekonomik standartlarının yükselmesine bağlı olarak devam ede gelmektedir. Bu yaşanan göç olgusunda ülkemizin o yıllardaki, ekonomik durumu ile siyasi, askeri aktörlerin ve devleti yönetenlerin de izlemiş olduğu sosyal politikaların büyük katkısı olmuştur.

Bu 1970 – 2000 yılları arasındaki şehirlerdeki nüfus artışı ve aşırı göç akınına karşı merkezi hükümetlerin gerekli olan yasal düzenlemeleri zamanında çıkarmamaları, mevcut yasaların kifayetsizliği, zamanında günün şartlarına göre idari yapılanmanın güncelleştirilememiş olması, diğer taraftan yerel yöneticilerinde büyük bir bölümünün öngörüsüz, hazırlıksız, samimiyetsiz, yetersiz olmaları etken olmuştur.

 Bu olumsuz şartlara rağmen bu yıllar içerisinde birçok yönetici, belediye başkanı çok başarılı işler yapmışlardır, bunlarında hakkını teslim etmek lazım. Mevcut idari yapısına ve eski mevzuatına rağmen şehircilik adına, açılan yolları, imar planları ve uygulamaları, imarlı konutların yapılmasına önayak olan yol gösterip ve adeta marka şehirler oluşturan başkanlar vardır.  Bu idealist insanlar imkânları çerçevesinde TOKİ yokken TOKİ gibi hareket edip yeni kentsel yerleşim alanları belirleyerek tertemiz toplu yapılar oluşturmuşlar, imkânları çerçevesinde eski eserlerin restorasyonundan tutun da mevcut şehirlerini, baştan sona elden geçirerek yollarını, sokaklarını, park - bahçeleri, yeşil alanları, toplu ulaşıma araçları yenilemişler, hatta hafif raylı sistemleri dahi devreye sokabilmişlerdir.

Günümüze gelince; Şehircilik ve kent kültürünün gelişmesi için son yıllarda yerel yönetimlere büyük önem verilmiş, başta günün şartlarına göre idari yapısında yeni düzenlemelere gidilmiş, mali yapısı ve gelir kaynakları iyileştirilmiştir. Bu gün dürüst bir yönetici için şehircilikdeki  rutin hizmetlerin yerine getirilmesin de hiçbir sıkıntı yoktur.

Ne var ki son yıllarda devlet idaresinde olduğu gibi yerel yönetimlerde de aşırı bir savurganlık gözlenmektedir. Daha hizmet üretmeden alınan hizmet ve sarf malzemeleri yenilenmekte,değiştirilmekte alınan malzemeler ekonomik ömrünü henüz tamamlamadan atıl duruma düşürülmektedir. Böylece israf ekonomisi tam gaz yol almaktadır.

 Bir de son aylarda/günlerde daha ortaya doğru dürüst bir icraat koymadan sayın yöneticilerin kendi kişisel reklamlarını ve tanıtımlarını yapmaları, tanıtım panolarının, bilboartların bunlarla doldurmaları, sürekli SMS göndermeleri de savurganlığın bir başka boyutudur.

 Çalışkan yöneticiler bu tür tanıtımlara gerek kalmadan yaptıkları iş ve icraatlarla zaten hemşerilerinin takdirlerini kazanırlar, tanınmışlıkları da kalıcı olur. Ama etraflarında çevre kirliliği/pisliğinden tutunda, işportaya kadar ne varsa salkım saçak ortada dururken, bu tür tanıtımlara tevessül etmek en hafif tabirle samimiyetsizliktir.

Sonuç itibariyle; şehirlerin çarpık yapılaşmasını önleyecek olan yerel yöneticilerdir/ belediye başkanlarıdır. Samimi, idealist ve iddialı yöneticiler; kaynakları iyi ve doğru kullandıkları takdirde, başarılı olmamaları için hiçbir neden yoktur, Nasıl ki geçmiş yıllarda en olumsuz, imkânsız şartlarda başarılı sonuçlar elde eden yerel yöneticiler olduysa, bu gün de şehircilik ve kentsel yönetimde iyi sonuçlar alınması daha kolaydır. Yeter ki, yöneticilerin kişisel çıkarlara, haksız kazanca tevessül etmemesi, edenlere fırsat vermemesi, göz yummaması, süregelen aşırı israf/savurganlık, önceliksiz, hesapsız – kitapsız harcamaların önleyip, kaynakları doğru zamanda ve doğru yerde kullanılmasıdır.

Halka, bizlere düşen görevde ister bireysel olarak, ister sivil toplum örgütleri, basın yayın kuruluşları, medya olarak duyarlı olup, icraatlarını, çalışmalarını değerlendirmek, kamuoyu ile paylaşmaktır.   

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
idil Yenal
11 Ocak 2015 Pazar 11:44
11:44
Sayın Yazar,çok güzel bir konuya değinmişsiniz yalnız sadece yazdığınız caddeler değil ,Şehrimizin kuzey tarafına bakarsak oralar daha vahim 25m2 dükkan şilingle önlerinde bulunan boşlukları kapatıyor25m2 dükkan 50m2 oluyor.Belediye yetkilileri seslerini çıkarmıyor.Bülent Angın Bul.Turgut Özal Bul.Adnan Kahveci,Kenan Evren Bul.tam bir rezalet Kent Estetiği Daire Başkanlığı var ama estetik diye bir şey göremiyoruz.Mahfesığmaz Mah.79002 sok.Bul .girişi SCB-shine diye bir cafe açıldı sokağa tam 75 cm girdi saksı yaptı yolu daralttı,zaten diğer tarafta kahve durağı sokakta yayaların değil acil bir durum olsa araçların geçmesi imkansız çünkü araçlar sağlı sollu park halinde Büyükşehir Zabıta sadece geliyor yarım saat oturuyor ve gidiyor. Böyle işyerlerine bir çözüm getirmeleri gerek herkes kafasına göre dükkan önü apartman altı kapatmamalıki ,Kent Estetiği Daire Başkanlı'ğının varlığını-çalıştığını hissedelim.Kaldırımlarda motor-araçlar park etmemeli,cafeler sokakları ,apt.altlarını hormonlu hale getirmemeleri dileğiyle.Kurallı bir Adana istiyoruz. Şehrimizi sevmeliyiz.
195.174.79.213
murat kapukaya
17 Ekim 2014 Cuma 03:53
03:53
Şehirli olma kültürünün artması için belediye ve sivil toplum kuruluşlarının ortak hareket edip, halkı eğitmek ve bilgilendirmek için çaba sarfetmeleri gerektiğini düşünüyorum. Belediye başkanlarının kendi reklamını bilboardlardan yapmayı bırakıp; yapacakları hizmetler ile tanıtım yapmaları konusunda yazarın görüşüne katılıyorum
212.174.109.64
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim