• BIST 99.785
  • Altın 274,874
  • Dolar 5,7492
  • Euro 6,3925
  • Adana : 19 °C
  • Osmaniye : 21 °C
  • İçel : 25 °C
  • Hatay : 20 °C
  • Kmaraş : 18 °C

Osmanlıca Savunucusu: Avram Galanti

08.12.2014 15:53
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

İkinci Dünya Savaşı, tüm Yahudiler için, eski dünya adasında bin yılda biçimlenen Antisemitizm’den kaynaklanan insanlık tarihinin en büyük ‘İnsanlık Suçu’na sahne olmuştur. Gaz odaları ve krematoryum fırınları sözcükleriyle de anlam bulan İbranice’deki “Şoah” sözcüğü, ‘Soykırım'ın Yahudilere özgü ve tekliğini simgeleyen ‘Holocaust' kelimesiyle de bütünleştirilmiştir. Oysa İkinci Dünya Savaşı sırasında TBMM, tüm azınlıkları çatısı altında milletvekili olarak görevlendirmekle insan hakları bakımından dünyaya örnek oluşturmaktaydı. Bunlardan biri, Rum, Ermeni milletvekillerine ilaveten, CHP'nin Nevşehir Milletvekili de Yahudi kökenli Prof.Dr.Avram Galanti idi. Aslen Bodrumlu olan 61 adet telif eser sahibi, tarihçi Prof.Dr.Avram Galanti, aynı zamanda yabancı dilde eğitime karşı çıkanların da öncüsü konumundaydı. Türkiye Musevilerinin, Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes gibi, Fransız, İngiliz ve Amerikalı örneği “Türkleşme”sini de savunan Galanti, yabancı dilde eğitimi ilk eleştiren ve karşı çıkan kişi olarak da bilinmektedir. Onun en önemli fikir savunuculuğundan bir başkası da sıkı bir Osmanlıca’cı olması ve Latin harflerine muhalif olması da gösterilebilir. Kısaca Avram Galanti'nin yeni Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun ilk yıllarında, Cumhuriyetin ilanından hemen iki yıl sonra, 1925 yılında Arapça harflerin yerine Latin abecesine karşı çıkarak, bir anlamda Arabî harfleri savunarak, Arapça harflerin Türk ilerlemesinin önündeki engelleri oluşturmayacağını ileri sürdüğünü, not etmekle yetinelim. Bir başka deyişle, o, Arabi harflerin yerine Latin abecesinin alınırsa, ulus birikimini toparlamada çok büyük güçlüklerle karşılaşılacağının, bu arada köklerimizle irtibatımızın kesileceğinin de yılmaz bir savunucusu olmuştur. Ayrıca "Türkçe'de Arabî ve Latin Harfler ve İmla Meseleleri" adlı bir kitabında genel olarak bu konuyu tartıştığı gibi, bilim, teknik, politika ve ekonomi konularında Arabi harflerin, Latin harflerine olan üstünlüğünü savunmuştur.

Türk Dünyasında Latin abecesine geçme düşüncelerinin kökleri geçen yüzyılın ortalarına kadar uzanmaktadır. Bu düşüncelerin ilk kez gerçekleştirilmesi ise 1920'li yıllara rastlamaktadır. Türk dili için Lâtin alfabesinin alınması yolunda ilk önemli akım Azerbaycan'da gelişmiş ve oradan Türk dünyasına yayılmıştır.

Türk dil devrimi konusunda kurumsallaşma çalışmalarına bakıldığında ise, 1922 yılında Azerbaycan'da "Yeni Türk Elifba Komitesi" adlı bir komite kurulmuş ve kurulan bu komite, Lâtin harflerine dayanan yeni bir Türk alfabesi hazırlamış ve deneme olarak bu alfabeyi yer yer uygulatmaya başlamıştır. Bu bağlamda ilk kez Eylül 1922'de Bakü'de, yeni Türk alfabesiyle Yeni Yol” adlı bir gazete yayın hayatına başlamıştır. Bu çalışmalara koşut olarak Türk Kurtuluş Savaşı sırasında 1920'li yıllarda Lâtin alfabesi konusu Türkiye'de de çeşitli kongrelerde, gazete ve dergilerde dile getirilmiştir. Celal Nuri (İleri) gibi aydınlar, konunun teknik yanını işleyerek, yeni harfli örnek alfabe tabloları önermişlerdir.

Bu bağlamda 1926 yılında Bakü'de “Birinci Uluslararası Türkoloji Kongresi” toplanmıştır. Türkiye'den Prof.Dr.Fuat Köprülü ve Prof.Dr.Avram Galanti'nin de katıldığı kongrede genel anlamda Türk alfabesi sorunu görüşülmüş ve Prof.Dr.Fuat Köprülü Türk halkları için Lâtin alfabesinin alınmasını önermiştir. Kısaca o, "bundan sonra biz Avrupai bilgileri alalım, mademki Avrupa'ya yakınlaşmayı düşünüyoruz, Avrupaî dildeki sözcükleri alalım" önermesinde bulunmuştur. Kongrede, daha çok, Lâtin alfabesinin, Arap alfabesine üstün olduğunu ve öneminin gittikçe arttığını belirtilmiş, yeni Türk alfabesinin Azerbaycan'da ve birkaç başka bölgede ve Türkiye Cumhuriyetinde benimsenmiş olmasının "son derece önemli" olduğunu vurgulanmış ve bu alfabenin öğrenilmesi için Türk-Tatar halklarına çağrıda bulunulmasına karar verilmiştir.

Bütün Latin abecesinin alınması hususunda ortaya atılan savların aksine; Prof. Dr. Avram Galanti de bu konuda alınan kararın bilimsel konularda bizi açmaza götüreceğini savunarak, Arabî ve Farisî sözcüklerin yerine batılı sözcüklerin kullanılması kararı bilimsel değildir” diyerek tepkisini dile getirmiştir. Ayrıca Latin abecesine geçilerek Osmanlıcanın terkedilmesinin getireceği zararları da şöyle özetlemiştir:

  • Liselerini üst sınıflarıyla yüksek eğitimi söndürür.
  • Ulusal irfan kurumlarımızda mütefekkir yetiştirmeye engel olur.
  • Geçmişimizle her türlü bağımızı keser ve kendi yetiştireceği Latin harfi neslini başta kitap olmak üzere Osmanlı birikiminden yoksun bırakır.
  • Ekonomi doğrudan doğruya Arabi harflere bağlı olduğundan ekonominin çökmesine neden olur.
  • Arapça yazı kullanan ülkelerle Türkiye arasında bir yabancılık oluşur, Türkiye yalnızlığa itilir.

Ne diyeyim, Yahudi kökenli Prof. Dr. Avram Galanti böyle söylemiş, ben en çok Harf Devriminin 86 yıllık geçmişinde Türkiye Cumhuriyetinin bir “Türk Mütefekkiri” yetiştiremeyişine takılı kaldım. Siz ne dersiniz? Bence, günümüzde 19.Milli Eğitim Şurası Genel Kurulu sonrası çokça, tartışılan Osmanlıcayı bir de bu açıdan değerlendirin, derim...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim