• BIST 99.785
  • Altın 274,715
  • Dolar 5,7492
  • Euro 6,3925
  • Adana : 19 °C
  • Osmaniye : 21 °C
  • İçel : 25 °C
  • Hatay : 20 °C
  • Kmaraş : 18 °C

Oslo’dan Dolmabahçe’ye

02.03.2015 16:09
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

OSLO, kapalı kapılar arkasında yapılan gizli kapaklı görüşmelerin adresi olarak hatıralarda yer etmiştir. İsrail Filistin’le, ABD El kaideyle, Kolombiya FARC'la, MİT’nin PKK'yla yapmış olduğu kaçamakların buluşma adresi olmuştur, OSLO. Yoksa “Oslo Görüşmeleri”, kutsal dat(m)acana wikipedia sayfalarında yazıldığı gibi sadece ilki 1993'te ikincisi 1995'te yapılıp bitmiş anlaşmalar değildir. 18 Eylül 2012 tarihinde CHP milletvekili Haluk Koç tarafından yapılan basın toplantısıyla, -hani her şey olur, biter,  en son kızın babası duyar misali- kamuoyu bilgilendirilmiştir. Bu arada bir uluslararası kuralı da anımsatmakta yarar var sanırım. Unutmayalım, bu görüşmeler sonucunda, üzerinde uzlaşılan mutabakat metinlerine taraflar imza atmazlar ama metine imzayı sadece arabulucu ya da denetçi ülke atar. Atılan imza şu anlama gelir; "taraflar bizim gözetimimizde bu metin üzerinde anlaşmışlardır, biz de şahidiz." Adına sizler ister diyalog, ister “proto-müzakere” deyiniz, mesele o andan itibaren uluslararasılaştırılmış olur, bunu bir yere not edelim, haberiniz olsun.

            İşte MİT-PKK arasındaki “Oslo Görüşmesi” basına yansırken tam da aynı anda CIA’nın Türkiye ve Ortadoğu sorumluluğunda İstasyon şefliğini de yapmış olan Graham Fuller’in, Kürtlere özerklik isteyen "Türkiye' nin Kürt Meselesi" adıyla bir kitap yayınlanmıştır. Fuller, RAND düşünce kuruluşunda çalışırken, Kemalizm’in artık modasının geçtiğini, "Ilımlı İslam”ın Türkiye için en uygun model olduğunu da ileri sürmüştür. O, bu model kapsamında tüm bilinen figüratif kişi ve olguları desteklemiş gerektiğinde “aba altından sopa” göstermesini de bilmiştir. Fuller kitabında;

"Devlet politikaları bu insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamazsa, Türkiye'nin devlet bütünlüğü tehlikeye girecektir. Başka ülkeler de benzer sorunlarla yüz yüzedir ve Türkiye'nin istenmeyen bir sonuçla karşılaşmasını hiç ümit etmiyoruz"

Açık seçik bir biçimde eğer Türkiye’de özerklik ilan edilmezse, CIA sözcüsü ağzından Türkiye bölünür denilmiştir. Bu bölünme tehdidi kitapta çoğu kez dozu arttırılarak tekrar edilmektedir: Nasıl mı? İşte şöyle;

"ABD, insan hakları, demokratik yaşam ve en önemlisi Türkiye'nin gelecekte varlığını sürdürebilmesi hususlarındaki kaygıları nedeniyle Türkiye'yi bir çözüme doğru itme konusunda ne kadar baskı uygulamalıdır?"

Fuller ayrıca kitabında çözüm için atılması gereken adımları da bir yol haritası olarak AKP’nin önüne koymuştur. AKP’nin işbaşına geldiğinden bu yana onların söylemiyle “Kürt Meselesi’nde ne yapıldıysa aşağıdaki sıraya göre aksatılmadan yapılmıştır:

1- Kültürel Ödünler

2- Güvenlik unsurlarının varlığının azaltılması

3- Kürt siyasi partilerin ve KCK’nın yasallaştırılması

4- Ordu'nun rolünün sıfıra müncer kılacak biçimde azaltılması

5- Adem-i merkeziyet (Yerinden planlamacı ve yerinden özerk yönetim)

Şimdi bu yol haritasına bakarak yerimizi saptamaya çalışalım. Bakalım, bizler şimdilerde bu yol haritasının neresindeyiz? Dolmabahçe Mutabakatı ile beşincisinden bile ileri bir aşamaya geldiğimizi söyleyebiliriz. Metne bir daha bir daha bakınız, metinde “Silahlara Veda” falan gözükmüyor, yani yok, biliyorsunuz, o bir film adı. Karayılan niyet mektubu açıklanır açıklanmaz, Kandil’den “PKK silah bırakacak demek, demagojidir, aldatmacadır.” uyarısını yapmıştır. Gelinen nokta, sağlamlaştırılmış, pekiştirilmiş -Apo’nun ağzıyla söyleyelim-, “Tahkim Edilmiş Çatışmasızlık Niyet Beyanı”dır. Kılıfı da hazır, “eylemsizlik, çatışmasızlık ve barışı isteyen taraf olma görüntüsü”nün niyet beyanıdır. Bunun adı açıkta taşınan silahın üzerini örtmektir. Lütfen, bulanık suda balık avlamayalım. Trabzonlu muhafazakâr bir aileden gelen Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile Adıyamanlı bir Türkmen aileden gelen Sırrı Süreyya Önder de şimdilik bu niyet beyanının aracı tarafları olmuşlardır… Ancak bu defa ortaya bir masa ve üzerine de tarafları simgeleyen iki de Türk bayrağı konulmuştur ama yakında biri PKK bayrağına dönüşeceği ayan beyan oprtadır. Başkent Ankara’nın dışına çıkılarak Osmanlı payitahtı İstanbul’da Başbakanlık Dolmabahçe Ofisi bir zemin olarak kabul edildiği için süreç ulusallaştırılmıştır. Mesele ulusal seviyeden çıkmış, çıkartılmıştır. Müzakere masasına başta ABD olmak üzere Sevr’den bazı sandalyeler eklenebilecektir. Musa Peygamberin “10 Emri”nden esinlenerek Apo’nun “On Emri” -hepimiz izledik- hükümete adeta dikte ettirilmiştir. Ne yapsınlar onlar da “Yes be Annemciler”e özgü bir yaklaşımla “Yes be Babam” demişlerdir. Çünkü elleri mahkûm. Emir büyük yerden… Onuncu madde olarak Apo’nun tanımladığı ”Demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve Anayasal güvencelere kavuşturulması” olarak Graham Fuller’in kitabına göre anayasanın iki kurucu millet ve ülke vasfı tam olarak ortaya konulmuştur. Üzülerek ifade etmek gerekir ki “Türk” sözcüğünden sonra yurt olarak“Türkiye”nin de sonuna gelinmiştir. Gelelim, son öngörüye. Biliyorsunuz, Sırrı Süreyya Önder, geçen yıl, bir dahaki Nevruz’da Öcalan Diyarbakır Meydanında doğrudan size seslenecek demişti ya, -öyle anlaşılıyor ki, bu sene bu yetişemeyecek- bu sene İmralı’dan naklen yayın yapılırken, 2016 Nevruz’unda Sırrı Süreyya’nın bu öngörüsü gerçekleşebilecektir.  

Sanıyorum, şimdi anlaşılmıştır işin iç yüzü ya da “Vehbi’nin Kerrakesi”…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim