• BIST 96.032
  • Altın 277,697
  • Dolar 5,7348
  • Euro 6,3654
  • Adana : 23 °C
  • Osmaniye : 22 °C
  • İçel : 26 °C
  • Hatay : 23 °C
  • Kmaraş : 24 °C

Ortadoğu’da Suudi Etkisi

13.03.2018 01:30
Emre SERPER

Emre SERPER

Ortadoğu, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla beraber sahip olduğu istikrarlı yapısını kaybetmiş, ortaya çıkan ülkeler bir asır boyunca sonu belirsiz çalkantıların içinde devlet özelliklerini korumaya çalışmış ancak bölgede oluşturulan yapay sınırlı devletler, düzeni bir türlü sağlayamamıştır. Günümüze kadar yapılan savaşlar, ortaya çıkan güvenlik sorunları ve nüfuz mücadeleleri istenilen istikrarı görünüşe bakılırsa uzun bir süre daha sağlayamayacaktır. Ortadoğu’da göreceli olarak daha istikrarlı, ABD güvenlik şemsiyesi altında bulunan ve petrolden kazandığı sermaye ile güçlü sayılacak bir krallık olan Suudi Arabistan’ın son günlerdeki politik değişimleri, bölgedeki tansiyonu arttırma özelliğine sahip. Veliaht Muhammed bin Selman’ın ani bir şekilde tahta geçirilecek olması ile başlayan değişimler, bizzat veliaht tarafından yapılan politik açıklamalarla devam etmiştir. Bu olaylar öncesinde ise Yemen’e yapılan müdahale ile askeri olarak da etkisini göstermektedir. Veliaht prens tarafından yapılan Ilımlı İslam açıklaması, radikal dini terörün kaynağı olarak görülen Vahhabi inancında da değişiklere neden olacaktır. Ülkede yaşayan kadınların araba kullanabilme özgürlüğüne kavuşmaları değişimin başladığını göstermektedir. Suudi Arabistan’ın bu hamlesi Türk modeli olarak görülen ılımlı İslam’a rakip maiyetindedir. Bu durum ile Suudi Arabistan Sünni bloktaki ülkelere erişim elde etmiştir. Yeni politik değişimlerin getirdiği sonuçlar ile bölgedeki nüfuzunu arttıracağı öngörülebilir. Bu ise, Türkiye’nin uzun zamandır devam ettirdiği politikaları revize edebileceği gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Krallık, Akdeniz sahillerinde politik nüfuz elde etme çalışmalarına başlamıştır. Filistin ve Lübnan’da karar verici ve politika belirleyici devlet olma çabası görülmektedir. Hariri’nin istifa etmesinde payı olan Suudi Arabistan’ın geçen aylarda ortaya çıkan Katar krizinde de parmağı vardır. Arap devletleri arasında düzeni sağlamak yerine bölgede tek güçlü devlet olma yolunda ilerleyen Suudi Krallığı, devletler arasındaki uçurumu arttıracaktır.

Bölgedeki İran etkisine karşı 2015’te başlatılan Yemen müdahalesi halen sonuçsuz bir şekilde devam etmektedir. Suudi Arabistan’ın kendisi için düşman statüsünde gördüğü İran’ı bölgeden uzaklaştırmak amacıyla başlattığı bu askeri manevra kazananı olmayan bir mücadeleye doğru sürüklenmiş vaziyette. Oluşturulan koalisyonla beraber ABD’nin de gizli desteğini alarak İran nüfuzunu kırmayı hedefleyen Krallık, kendi nüfuz alanını oluşturarak Arap Yarımadası’nın güneyinde askeri ve politik hakimiyet kurma peşinde. Yaklaşık 2 yıldır devam eden iç savaşın görülebilir tek sonucu yarattığı insani krizdir. İran’ın da bölgeden kolay çekilmeyeceği göz önüne alınırsa bu savaşın kısa sürede bitmesi beklenemez. Geçtiğimiz günlerde ise Yemen’den atılan bir füzenin Riyad tarafından imha edilmesiyle tansiyonun düşmesi olası değildir. İran, bölgedeki mezhep birliği kurduğu yapılarla vekaleten savaşmaya devam edecektir. Savaşı Yemen içinde devam ettiren Şii yapılar, Suudi Arabistan’ı ekonomik yönden de etkilemektedir. Petrol gelirlerinin azalmasıyla da ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalan Riyad, Koalisyon ortaklarıyla mücadele etmeye devam edecektir. Yemen müdahalesinin bitmesi ya da Koalisyonun dağılması söz konusu olursa, Suudiler bu savaştan galip çıkamayacaktır ve bu senaryo İran’a prestij kazandırmanın yanı sıra güçlü bir nüfuz alanı da sağlayacaktır.

Yemen müdahalesinden sonra ABD Başkanı D. Trump’ın Ortadoğu ziyaretinden hemen sonra başlayan Katar sorunu, Körfez ülkelerini birbirine düşürmüştür. Özellikle, ABD tarafından teröre destek veren ülkeler içerisine Katar’ın da konulması bölgedeki krizin fitilini ateşlemiştir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bu duruma hemen sert tepki göstermiş ve Katar’a karşı yaptırım sürecini başlatmıştır. Oldukça ciddi bir duruma gelen konu Türkiye ve İran’ın bölgedeki desteği ile Suudi lehine sonuçlanmamıştır. Türkiye’nin Katar askeri üssüne hızlı bir şekilde yaptığı askeri sevkiyat olası Katar müdahalesini engellemiştir. Gönderilen gıda yardımı ile Katar halkına desteğini büyük ölçüde sunan Türkiye, Ortadoğu’daki bu olaya sessiz kalmamıştır. Katar’ın dış politikasını kendisine uygun bulmayan Suudiler, yapay bir kriz ortamı yaratıp durumdan kendisine fayda çıkarmak istemiştir. Ancak Türkiye’nin Katar konusunda kararlı oluşu ve diğer ülkelerden yeterli destek gelmemesi Riyad’a kısmen de olsa geri adım attırmıştır. Bu olayla göstermiştir ki, Suudi Arabistan bölgedeki krizlerden yararlanarak hem İran’ı bölgeden çıkarmak hem de yarımadada nüfuz elde etmek istemektedir.

Yakın zamanda Suudi Arabistan iç işlerinde yaşanan değişiklik, yeni politikaların geleceğini göstermektedir. Muhammed b. Salman’ın taht varisi olmasıyla beraber başlayan değişim açıklamaları, bölgede Riyad rüzgarının eseceğini belirtmektedir. Muhammed b. Salman’ın yolsuzlukla mücadele kapsamında birçok prens ve devlet adamını görevden almasıyla başlayan ‘kendi iktidarını güçlendirme politikası’, ılımlı İslam açıklamasıyla devam etmiştir. Bu açıklamayla birlikte Riyad’ın Vahhabi etkisini azaltılıp Türk modeli olarak da bilinen politikalara ağırlık vereceği gözlemlenmektedir. Birçok ülkeye bu politika ile yaklaşıp nüfuz alanı elde edecektir. Aynı zamanda ABD’nin de bölgesel politikalarına yardımcı olması beklenmektedir. Aslında bu durum Türkiye’nin bölgedeki politikalarını da etkileyecektir. Suudi Arabistan bir bakıma Ankara’nın karşısına çıkarılmış bir rakip olacaktır. Türkiye’nin yeni dış politika belirleyip bölgede etkin bir şekilde kalması gerekmektedir.

ABD Başkanı Trump’ın İran’ı bölgeden uzak tutmak istemesinin ardından Riyad’da gözle görülür bir İran karşıtlığı başlamıştır. İran’ın bölgeden uzak kalması için her türlü desteği veren Suudi Arabistan, bölgedeki ülkeleri politik olarak da müdahale etmektedir. Suriye’de muhaliflere parasal yardım yaparak İran’ı sahada vekaleten vurmak istemektedir. Irak’taki Şii lider Muktadr el Sadr’ı davet ederek görüşme gerçekleştiren Suudi Arabistan, farklı kanallar kullanarak İran nüfuz alanına girmektedir. Bunun dışında Lübnan’da aktif politika izleyen Riyad, İran’ın Şii hilali olarak anılan bölgede var olma çabası içindedir. Riyad’da bulunduğu sırada istifa eden Başbakan Hariri, Suudi Arabistan’ın yeni bir politika oluşturmak istemesiyle bağlantılı olabilir. Hizbullah ile gücünü Lübnan’da koruyan İran, bu tür değişimler karşısında yeni manevralar yapacaktır. İsrail ile de yakın ilişkiler içinde bulunan Riyad, Lübnan’ı yeni savaş alanı yaparak Tel Aviv ve Hizbullah’ı karşı karşıya getirme düşüncesi içinde olabilir. Bu durumda, Lübnan’da İsrail’i, Suriye’de muhalifleri kullanarak, Irak’ta iç yapıyı değiştirerek İran ile mücadele edecektir.

Sonuç olarak, Suudi Arabistan’ın uygulamakta olduğu politikalar nedeniyle bölgede var olan sorunlar kesin bir çözüme kavuşmamıştır. Yemen müdahalesi ile başlayan kriz, Katar’ın da dahil olmasıyla devam etmiştir. Ülke içerisinde yaşanan politik değişiklikler ile yeni bir sürecin başladığı varsayılabilir bir durumdur. Lübnan’da yaşanan gelişmeler, ılımlı İslam açıklamaları Ortadoğu’yu kaynayan kazan yapmaktadır. Özellikle İran ile mücadeleyi ön sıraya koyan Suudi Arabistan, istediğini alana kadar bölgede uzun vadeli krizlere neden olacaktır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim