• BIST 99.785
  • Altın 274,818
  • Dolar 5,7492
  • Euro 6,3925
  • Adana : 19 °C
  • Osmaniye : 21 °C
  • İçel : 25 °C
  • Hatay : 20 °C
  • Kmaraş : 18 °C

Ortadoğu’da Göz Boyama Siyaseti

14.01.2015 10:13
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

İslam demokratikleşmesi “Meşveret-Şura, Biat ve Ulul-ul Emre İtaat” ile bütünleşmiştir. “Meşveret-Şura” kavramı, günümüzde sıkça söylenilen ortak akla ulaşmak için yöneticilerin birbirlerine danışması ve ortaya konulan eylem planını yönetişimle yönetilmesi ve her seviyede halka hesap verilmesidir. İran yönetimin halkla ilişkiler disiplini içerisinde halka hesap verme işlemini 1979 İslam Devriminden sonra Cuma namazlarıyla fazlasıyla yapmaktadır. “Biat”, yönetilenler tarafından yöneticilerin egemenliğinin tanınmasıdır. “Ulul-ul Emre İtaat İlkesi” ise yöneticiler tarafından verilen yazılı ve sözlü buyrukların yönetilenler tarafından yerine getirilmesidir. Peygamberin ölümünden sonra bu üçleme ile şekil bulan “Hilafet Kurumu” devlet yönetimi olarak biçimlenmiş ve gelişme göstermiştir. Bu devlet sistematiğinde Halifenin dini bir görevi olmadığı gibi, ne eğitimiyle ne de profesyonel deneyimiyle ulemadan olmadığı da bilinmektedir. Halifenin görevi, İslam Şeriatına göre dini yorumlamak değil, onu korumak, İslam tebaası ile Gayr-i Müslim reayasının bu dünyada iyi bir inanan gibi yaşayıp öteki dünyaya hazırlanacakları koşulları yaratmak olarak belirlenmiştir. İslam, meydan okuyan Katolik Haçlı Dünyasına karşı Hıristiyan Ortodoks ve Musevi dünyasının da koruyuculuğunu üstlenmiştir. Unutmamak gerekir ki IV. Haçlı Seferi Ortodoks Hıristiyan İstanbul’da taş taş üzerinde bırakmamış, hemen hemen tüm kutsal emanetler Latin kilisesi tarafından yağma edilmiştir.

İstanbul 29 Mayıs 1453 tarihinde Türkler tarafından alındıktan ve Bizans yıkıldıktan sonra Ortadoğu “Sünni Sultan” ile “Şii Şah” arasında bölüşülmüştü. Şiiler halifeliğin Peygamber soyundan babadan oğula geçmesi gerektiğini savunuyorlardı. Bu nedenle Hazreti Ali ile oğlu Hasan’ın kısa süren hükümdarlıkları dışında bütün halifeler gaspçı olarak görülmüştü. XVI. yüzyılda şiddetlenen savaşlarda birbirlerini küçümseyen Osmanlı Sultanı ile İran Şahı 1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla da kesin hudutlarla birbirinden coğrafi olarak da ayrılarak, bir anlamda yabansılaşarak, ötekileşmişlerdi. Ama IX. Yüzyılda bir vezirin Bağdat’ta dediği gibi, her iki taraf da “Hükümetin temeli bir göz boyamadır. Eğer işe yarar ve ömürlü olursa politikaya dönüşür.” düsturu yürürlükte olarak, halklarını yönetmişlerdi. Her iki coğrafyanın da millet-i hakimeleri Türk’tü.  Bölgede yaşayan diğer halklar “Pax Ottomana” ve “Pax Persica” diğer deyişle “Osmanlı Barışı” ve “Pers Barışı” olarak yönetilmişlerdi. Sanayi devrimi sonrası yayılmacı güçlerin sömürgecilik ve istilaları ile Osmanlı Devleti geriletilip, şahın İran’ı da parçalanınca Ortadoğu’daki halkların kendi geleceklerini belirleme hakları bile ellerinden alınmıştı. Birinci Dünya Savaşı sonrası İmparatorluklar sonlandırılınca bölgedeki halkların en temel gereksinimi güvenlik sorunu su yüzüne çıkmış, Ortadoğu’nun bu güvenlik ikilemi günümüze kadar başta yönetilenlerin en büyük sorunu haline gelmiştir. Bir başka deyişle Osmanlı’dan sonra bölgedeki halkların kadersizliği günümüze kadar gelmiş, bir bakıma burada yaşayan otantik halklar Osmanlı’ya ihanetlerinin bedelini ödemişler ve ödemeye de devam etmektedirler.

Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu coğrafyasından çıkarılması sonrası, Ortadoğu halkları yayılmacı güçlerce güdülenmesi dönemine girilmiştir. Bu durum, halkların yüreklerinde yönetenlere karşı olması gereken saygıyı nefretle hissetmelerine, körüklenen düşmanlıklar ile saygısızlıkla lekeledikleri halkların bütünleşikliğini ayrışma sürecine doğru yöneltmiştir. Yayılmacı güçlerin on yıllar boyunca bölgede körükledikleri “Vekâlet Savaşı” (Proxy War) olgusu mikro milliyetçilik bağlamında halkların ayrışmasını ve ötekileşmesini hızlandırmıştır. Hiç kuşkunuz olmasın, bu durum Ortadoğu’da yaşayan halklara kin, garaz, düşmanlık, kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyeceği de aşikârdır. Haberiniz olsun, benden söylemesi… 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim