• BIST 104.476
  • Altın 229,315
  • Dolar 5,4765
  • Euro 6,2125
  • Adana : 18 °C
  • Osmaniye : 19 °C
  • İçel : 18 °C
  • Hatay : 16 °C
  • Kmaraş : 12 °C

Montesquieu ve Başkanlık Sistemi

11.11.2015 19:18
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

Charles-Louis de Secondat Baron de Montesquieu, bilindik adıyla “Montesquieu” XVIII. yüzyıl Aydınlanma Çağının en ilgi çeken düşünürlerinden birisi olmuştur. XVIII. yüzyıl pozitivist düşüncenin filizlenme çağıdır; rasyonalizmden amprisizme, metafizik düşünceden sosyolojik bir hukuk anlayışına geçişin ilk işaretleri bu dönemde karşımıza çıkmaktadır. Aristokrat bir aileden gelen Montesquieu'nun toplum bilimlerindeki araştırma yönteminin hareket noktasını daima olgular oluşturmuş, gözlem ve deneyim onun yönteminin temel taşları olmuştur. Denilinebilir ki, Montesquieu bir anlamda klâsik düşünürlerin sonuncusu, bir başka anlamda da sosyologların ilki olmasıdır. Montesquieu’nun “Kanunların Ruhu” adlı dev yapıtında daha ilk sayfasında inorganik doğadan insana kadar tüm varlıkların kanunları olduğunu aşağıdaki şekilde belirtmesi son derece anlamlıdır:

"Uluhiyetin kendi kanunları vardır, maddî dünyanın kendi kanunları vardır, insanüstü varlıkların kanunları vardır, insanın kanunları vardır."

Evet, sevgili okurlar, gerek inanç gerekse bilinç dünyasında yasası olmayan bir hareketi algılamamız ve izah edebilmemiz mümkün görülmemektedir. Bütün bunları sizlerle paylaşmak gereğini neden duymaktayım? Açıklayayım, Başkanlık sisteminin tartışmalarının başladığı günümüz ortamında hukuk sosyolojisini tekrardan anımsamak, onun 1748 de yayımlanan ve iki yılda yirmi iki baskı yapan “Yasaların Ruhu” ile gündemi değerlendirebilmenin daha bilimsel olabilmesinden kaynaklanmaktadır.

Şimdi Türkiye penceresini bir aralayalım. Biliyorsunuz, ülkemizde Cumhuriyet tarihinde bir ilk gerçekleşmiş ve siyasi partiler tarafından sağlanan mutabakat ile üç aday arasından halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanının bulunması doğal olarak anayasa ile birlikte Başkanlık sistemine geçişi de seçim sonrası gündemin üst sıralarına taşımıştır. Peki, istenilen nedir? AKP’nin meclisteki sandalye sayısını kullanarak, AKP’nin adayı seçilmiş Cumhurbaşkanını, hiç olmazsa en azından yetki bakımından ABD’deki Başkan konumuna yükseltebilmektir. Bunu anladık. O halde başkanlık rejiminden ne anlamamız gerekmektedir? Başkanlık rejimi derken, yasama ve yürütme kuvvetlerinin hem organ hem de fonksiyon yönünden birbirinden bağımsız olmakla birlikte, kuvvetler arasında kopukluğun değil, ancak oldukça zayıf bir kontrol ve dengenin bulunduğu ve uygulamada genellikle yürütmenin yani başkanın üstün olduğu bir rejim olarak algılatılmak istenilmektedir. Bunun adı sert kuvvetler ayrılığı olarak da ifade edilen başkanlık rejimidir ve kuruluşundan bu yana ABD'nin uyguladığı sistemdir.

Anımsayalım, ABD'de yürütme organı, halk tarafından seçilen Başkan, yasama organı yine seçimle oluşan iki meclisli Kongredir. Yasama ve yürütmenin demokratik meşruiyetleri eşittir. Yürütmeye Başkan, yasamaya Kongre egemendir. Yürütme yetkisini, Başkan kendi atadığı Bakanlar -ABD’de sekreter denilmektedir- aracılığıyla kullanır. Sekreterler siyasi olarak Başkana karşı sorumludur; Kongreye karşı siyasi sorumlulukları bulunmamaktadır. Senatonun hukuken sahip olduğu Başkanın sekreterlerini onaylama yetkisi, fiilen formaliteye dönüşmüş gibidir. Başkan, yasama organının görevine son veremediği yani Kongreyi feshedemediği gibi, Kongre de siyasi olarak Başkanın görevine son veremez, yani onu düşüremez. Bunun Türkçesi “Al gülüm ver gülüm” felsefesidir. Ancak, Başkan kanunları veto ederek, rapor ve mesajlar göndererek Kongre üzerinde etkili olabilir. Başkanın Kongreye karşı en önemli yetkisi vetodur. Çünkü Başkanın veto ettiği bir kanunun yürürlüğe girebilmesi, Kongrenin iki kanadı olan Temsilciler Meclisi ve Senatonun ayrı ayrı üçte iki çoğunlukla kabul etmelerine bağlıdır. Buna karşılık, Kongre de Başkanın yaptığı bazı atamaları, uluslararası antlaşmaları onaylamayarak ve “görevini kötüye kullanma” (impeachment) Başkan ve sekreterlerini yargılama yetkisi ile Başkan üzerinde etkili olabilmektedir. Temsilciler Meclisi “Görevini kötüye kullanma” yoluyla Başkanı suçlandırabilir, başkanı Federal Yüksek Mahkeme Başkanı başkanlığında Senato’da yargılayabilir. Yargılama sonunda Başkanın mahkûm olması için senatonun üçte iki çoğunluğunun bu yönde karar vermesi gerekir. Duyduk duymadık demeyin, getirilmek istenilen yapı budur. Şimdiki sistemimize 2/3 çoğunluğu yâda kendi lehinde parmak kaldıracak 367 milletvekilini kim buldu da Başkanı yargılayabilecek. Ha bu arada haber verelim, Yüce Divan da sizlere ömür güme gidiyor. Anayasa Mahkemesinin de ilgasına çalışıldığını da duyuralım. Bilmem fark edebildiniz mi?

Ama unutmayalım Montesquieu ile başladık onun neredeyse 300 yıl önce Başkanlık Sistemi hakkındaki öngörüsüyle sözümüze nokta koyalım:

"Ezeli tecrübeyle sabittir ki, gücü elinde bulunduran her kim olsa, onu kötüye kullanmaya eğilimlidir ve bir sınırla karşılaşıncaya kadar da kötüye kullanmaya devam eder. Bu, insan olmanın bir zaafıdır. Güç ancak bir karşı güçle durdurulabilir"

Simdi sorarım size, devletin egemen gücünü sınırlayacak başkaca güç olmadığına göre, Başkanın gücünü nasıl ve hangi güçle durdurabileceğinizi düşünüyorsunuz? Bu da size bir ev ödevi olsun aziz okurlar…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim