• BIST 97.886
  • Altın 277,930
  • Dolar 5,8286
  • Euro 6,4899
  • Adana : 19 °C
  • Osmaniye : 17 °C
  • İçel : 21 °C
  • Hatay : 12 °C
  • Kmaraş : 12 °C

Madaya’da Açlığa Mahkûm Edilmek

15.03.2016 18:33
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

Suriye’de bulunduğum zamanlar, hafta sonlarını geçirmek için gittiğim çok sevdiğim yerlerden biriydi, Madaya köyü. Lübnan sınırına çok yakındı. Şam Büyükelçiliğinin sosyal arşivindeydi, daha çok kaçakçılık ile geçinen deniz seviyesinden 1,400 metre yukarıda bulunan Madaya yerleşim bölgesi, Suriye'nin başkenti Şam'ın kuzeybatısında Zabadani bölgesindeki şipşirin küçük bir beldeydi. Bekaa vadisinin adeta kapısı görünümündeydi. Sokaklarında, dükkân önlerinde çocuklar oynar, babaları kilo ile TV satarlardı. O zamanları Araplar arasında iyi TV, kiloca ağır TV ‘dur, biçiminde yerleşik bir kanaat vardı. Dükkân önlerinde görürdünüz kilo ile Sony ile Samsung Tv.’nun tartıldığını ve ardından da müşteri ile dükkâncı arasında yapılan koyun pazarlığını. Eller havaya kalkar, kalkar iner, bir rakamda bağlanırdı, pazarlık.

Sevgili okurlar, işte bu şirin belde Lünan Hizbullah’ı tarafından kuşatıldı, orada yaşayan o neşeli insanlar, açlıkla terbiyeye, ölüme mahkûm edildi. Malum biliyorsunuz, bu durum bize öldürmenin günümüzdeki yaygın usullerini yeniden anımsatmaktadır. Madaya, Suriye rejiminin ve onların İranlı / Lübnanlı ana müttefiki olan Hizbullah'ın sürü halindeki askerleri tarafından kuşatıldı. 2015'in Temmuz ayından beri Hizbullah, 'terörist unsurlar içeriyor' diyerek Selçuk’un Şirince’sine benzer bu yere sadece terörist etiketi yapıştırmakla kalmadı, aynı zamanda bu yeri abluka altına alarak sözüm ona 'özgürleştirmek' için, açlığa mahkûm etti. Bilmem farkında mısınız, kaburga kemikleri çıkmış Afrika, Etopya bebelerine benzer manzaraları televizyon ekranından izlerken, içiniz burkulmuyor mu? Bu yetmezmiş gibi, bir de üstüne üstlük Hizbullah'ın Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, "Kudüs'e giden yol Kalamun, Zabadani, Haseke, Humus ve Halep'ten geçmektedir" diyerek, bu savaşın kutsal toprakların kurtarılmasına yönelik olduğunu ileri sürerek yapılan insanlık dışı eylemi de kutsamaktan kaçınmadı. Doğal olarak bu kuşatmanın amacı, şehri savunanları ya aç bırakmak yoluyla ya da kaba askeri güçle ezmektir. Sözün kısası, kuşatma yapılmak suretiyle, şehre yiyecek ve malzeme girişini sınırlandırarak, halkı neredeyse açlıktan ölümün kıyısına itmektir.

Siyasi ve askeri bir araç olarak açlıkla terbiye etmek mantalitesi, tarih boyunca kullanılmıştır. Hem Stalin, hem de Hitler, daha İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasından önce, Polonya ve Ukrayna'da milyonlarca insanın kökünü kazımak için bu silahı kullanmışlardır. 1985 yılında da, Hafız Esed rejiminin adına hareket eden Şii Emel Hareketi sonradan yaygın bir şekilde "Çadırlı Kamplar Muharebesi" olarak bilinen savaşı başlatmıştır. Bu insaniyetlikten yoksun sözde muharebe, Suriyelilerin ve müttefiklerinin, Yaser Arafat ve Filistin Özgürlük Örgütü'nün Lübnan'daki nüfuzunun artıklarını da yok etmek için gerçekleştirilen bir etnik temizlik hareketi olmuştur. İki yıl boyunca Şii Emel Hareketi, Lübnan civarındaki farklı mülteci kamplarını kuşatarak korkunç insanlık trajedilerine ve iki taraftan da yüzlerce insanın ölümüne neden olmuştur.

Ama Madaya’daki bu kuşatma birçok açıdan farklılık göstermektedir. Öncelikle, İran destekli bir Lübnan örgütü olan Şii Hizbullah, Suriye topraklarını işgal eden ve Suriyelileri açlıktan ölüme iten yabancı bir güçtür. Madaya'daki durum, BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesine göre insanlığa karşı işlenen suçlar meyanındadır ve acilen BM tarafından ele alınması gerekmektedir. Hizbullah, bu beldenin Sünni Suriyeli halkını cezalandırmaya devam ederek, bütün bir Lübnan Şii halkını riskli bir duruma sokmaktadır, Lübnan Silahlı Kuvvetleri konumundaki Hizbullah Suriye’ye adeta bir Sünni Safarisi yaparak, çocukların ve sivillerin en temel hakları olan yiyecek ve güvenliğe erişimlerini engellemeye çalışmaktadır. Bu insanlık dışı dramlar şimdilik kapımızın dışında, ama her an burun buruna kalınacak bir durumu da dikte ettirmektedir. Dehşete ve vahşete bu kadar yakın olmak bir yana, bir de yaşananlara karşı bir şeyler yapamamanın iç burukluğu sizin de her tarafınızı kaplamıyor mu? Aziz okurlar…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim