• BIST 99.785
  • Altın 275,070
  • Dolar 5,7492
  • Euro 6,3925
  • Adana : 19 °C
  • Osmaniye : 21 °C
  • İçel : 24 °C
  • Hatay : 19 °C
  • Kmaraş : 17 °C

Katılımcı Yurttaşlık İklimi

21.10.2015 17:12
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

Demokratik süreç bakımdan 2023’e ağır aksak yol alınırken, Türkiye Cumhuriyetinin katılımcı yurttaşlık kültürünün ne kadar zayıf kaldığını hep birlikte görüyor ve üzülüyoruz. Hele bir de 30 Ekim ve Milletvekili Seçimlerinden sonra 2 Kasım 2015’in tatil yapılacağı yaygınlaştığı bir ortamda Deniz mi? Seçim mi? diye sorulduğunda, herkes kulaklarını kabartmış, hükümetten gelecek 5,5 günlük tatil hayırlı haberini beklemektedir. Kuşkusuz bu durumda bize düşen de, katılımcı yurttaşlık “OUT”; başkaca bir seçeneğe gerek yok, Deniz ve Sahil Kasabalarına kaçış “IN”… Meraklar buyurmayınız efendim, iktidar bunun da hesabını yapıyor, hiç başkaca söze gerek yok, daha önceki seçimler ortada, ayağınızı bir denize sokup gelirken, seçmenlik vazifenizi yerine getirmeyeceğinizi de biliyor. Hiç şüpheniz olmasın, şimdiden yurt dışı ve yurt içi seyahat planlamaları yapıldı, yerler ayrıldı ve seçimlere katılım da önce Allah’a sonra da hamiyetli vatandaşlarımıza havale edildiğini müjdeleyelim.

Neyse, şimdi düşünelim ve de soralım. “8. Sınıf Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi” yâda “8. Sınıf Vatandaşlık ve İnsan Hakları” dersi görmeyen TC yurttaşımız var mı? Tahayyül bile edemiyorum. Bizim zamanımızda ilk ve ortaokulda sekiz yıl Yurttaşlık Bilgisi dersinde, katılımcı yurttaşlığın tüm vecibeleri öğretilmeğe çalışılırdı. Dünyevi(Laik) yaşam biçiminin tüm kuram ve kuralları da bu arada öğretilirdi. Ancak çok partili siyasi yaşama geçildikten sonra, “dinî siyaset”e ödün verile verile geldiğimiz nokta ortada. Mahalle baskısı, imamın öğretmene galebe çalması sonucunda dini cemaatlerin üzerinde kapsayıcı bir siyasal toplum bilinci gelişemedi. Aynen Şii İran gibi, Kum kentinden köy ve mezralara kadar bütün ülkeyi bir ağ gibi saran Velayet-i Fakih’ten, Cuma namazlarını kıldıran “İmam Cuma”ya kadar bir çeşit “ahund” geleneği gelişti. Üzülerek ifade etmek gerekir ki, maalesef ülkemizin tüm katmanları da cemaatlerin, tarikatların güdümüne terkedildi, etkisi altına alındı.

Gerek batıda gerek doğuda yönetişim ilkeleri bakımından demokratik ilke ve kuramlar çerçevesinde işbaşına gelen iktidar sahipleri, uhreviden çok, dünyevi işlevlerle doğrudan ilgilenecekleri yadsınamaz bir gerçektir. İnsanların uhrevi işleri, doğrudan manevi tatmin kurumları olan camiye, kiliseye ve sinagoga bırakılmıştır. İdeali, olması gerekenler, biraz ütopiktir ama yönetenler de bu yöne doğru meyletmeyi isterler ama nedense yapamazlar. Alında yapılması gereken, bir şekilde, “dinî siyaseti” camiden, okuldan ve kışladan uzaklaştırılması uğraşısının yapılşmasıdır. Bir başka ifadeyle yönetilenlerin; Fatih Kanunnameleri, Cemaat Nizamnameleri gibi ilke ve yasalarla dünyevi yaşam tarzının gelgitlerinin çözümlenmesidir. Peki bu “monarklar” görevlerini tam anlamıyla ve istekle görevlerini yapabilmişler midir? Tabii ki hayır. Başta İlmiye grubunun Ulema-yı Kiramı, şeyhleri, hocaefendileri, hocaları tarikatlar, cemaatler aracılığıyla bu ideal yolu kapattıkları gibi, yönetilen halkı da tekke ve zaviyelerdeki softalar vasıtasıyla bir güruh haline getirmişlerdir.

Cumhuriyetin ilanından dört ay sonra, 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen “Cumhuriyeti Laikleştiren Yasalar” bunlarla mücadele yaklaşımının modern bir versiyonu olmuştur. Kurtuluş Savaşının hemen sonra, Hoca Şükrü Efendinin radikal İslam’ın manifestosu “Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet Meclisi” risalesi “Siyasal İslam”’ın bir meydan okuma bildirgesidir. Buna karşılık Mustafa Kemal Atatürk, Balıkesir’de Zağnos Paşa Camiinde 7 Şubat 1923 tarihinde vermiş olduğu hutbede, hem Hoca Şükrü Efendinin radikal, hem de Said-i Nursi’nin 19 Ocak 1923 tarihinde 10 maddelik ılımlı İslam meydan okumasına karşı çıkmış, İslam’ın bireyselleşmesi bağlamında da Allah ile kul arasına kimsenin girmemesi gerektiğini açık seçik ifade etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, bu karşı koyma ile geleneksel Müslüman kitleyi siyasî İslamcılıktan uzaklaştırmayı birincil hedef olarak belirlemiştir. Bu şekilde, Türk halkını, gerçek bir İslami bir kültürel kuşatma ile mütedeyyin samimi Müslümanlıkta bireyselleşmelerini mümkün kılacak demokratik bir programı ortaya koymuştur. Aynı zamanda 1930 yılına kadar, devletin kimlikleşmesinde halk milliyetçiliğini ülke severlikle bütünleştirerek muhafazakâr kitleyi bile siyasal Türkçülükten uzaklaştırarak, ‘kültürel millet’ tanımına getirmeye de azami çaba harcamıştır. Dolayısıyla Türkiye’nin tarihi ve öğretisi veri olarak alındığında, temelden bir demokratikleşme değişimini mümkün kılabilmiş, Türk milleti halkçılık ilkesini tüm benliğinde hissetmiştir. Türk Ocaklarının Halk Evleri ve Odalarına indirgenmesinde bu görüş egemen olmuş, Millet Mektepleri ve Ülkü dergisiyle ulus bilinci halkla bütünleştirilirken, Kadro dergisi etrafında devrimin elitistleri kendilerini ifade etme olanağı bulmuşlardır. 

Sevgili okurlar, seçime giren partilere bu açıdan bakıldığında demokratik siyasal kültür noksanlığı açık seçik görülmektedir. Parti lider kadrolarının çoğu zaman da aksi yöndeki gidişatı besleyecek bir söylem ve tutum sergileyebildikleri ayan beyan ortadadır. Peki, söyler misiniz, bu durumda bizlerin neye ihtiyacı bulunmaktadır? Söyleyelim. Çeperden gelerek merkezi yeniden tanımlayan, bu tanımlama işlemi sırasında kendi içinde dönüşen, bireyselleşen ve de çoğullaşan bir ‘samimi dindar’ kimliğin siyasete bulaştırılmamasına gereksinimimiz var. İşte bu nedenle Türkiye Cumhuriyetinin katılımcı yurttaşlık kültürü hemen her seviyede ve katmanda geliştirilmesi gerkmektedir. Başkaca söze ne hacet, Katılımcı Yurttaşlık “IN”, Siyasal İslam “OUT”. Haydin Hayırlı Seçimler…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim