• BIST 94.137
  • Altın 282,182
  • Dolar 5,8801
  • Euro 6,4975
  • Adana : 21 °C
  • Osmaniye : 22 °C
  • İçel : 25 °C
  • Hatay : 24 °C
  • Kmaraş : 22 °C

İtidal

16.10.2014 12:42
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

Bugünlerde “itidal” sözcüğüne her zamankinden fazla ihtiyacımız var, sevgili okurlar. Ama gelin görünkü, üzüldüğümüz nokta politikacıların üzerine basa basa söyledikleri bu sözcüğü terk etmiş olmalarıdır. Oysa bu sözcüğü siyasi seçkinlerden duymamız gerekirken, halkımızın içindeki toparlayıcı kanaat dervişlerinden işitmeğe başlamamız da olayların geldiği noktayı gözler önüne sermektedir. Tedirginlik öyle bir boyuttadır ki, yoksa Osmanlı’nın son zamanlarındaki toplumları yatıştırmak için “Heyet-i Nasiha”lar mı kurulma evresine mi gelinmiştir? Belki de diyorum, her olaydan sonra dillere pelesenk edilmiş olan “ey şehidim, kanınız yerde kalkmayacak” teranesi gibi bu sözcüğü de siyasetçilerden duymak halkımıza kabak tadı vermiştir.

Kanaat dervişlerimiz, bıkmadan usanmadan dost meclislerinde devamlı halkımıza itidal tavsiye etmektedirler. Sağ olsunlar, var olsunlar. Ancak, üzülerek ifade etmek gerekir ki, kanaat önderleri bile gemi azıya almış, dolu düzgün seslerini yükseltirlerken toplumumuzun kanaat dervişlerine ne kadar çok gereksinimi olduğu gün gibi ortaya çıkmıştır. Türkiye’yi bir baştanbaşa kan gölüne çeviren başkalaşıma uğramış, ülke coğrafyasına ve insanına yabancılaşmışların ortaya koydukları sözüm ona “Kobani”ye destek olaylarından sonra onlara daha bir fazla ihtiyacımız bulunmaktadır.

Siyasal arenadaki zıtlaşma öyle bir hal almıştır ki, daha doğru ifadeyle karşılıklı kutuplaşmanın piminin çekilmesiyle birlikte ülkemizin hemen her yerinde bir zincirleme reaksiyon yaşanılmaktadır. Yaşanılan bu rezonatik olgu domino etkisi yaparak tüm ülkeyi sarmakta olduğunu, güvenlik güçlerinin takat sınırlarını da zorladığını yakinen görülmektedir. Peki, bunların külli azamı ne istiyorlar, ne buyuruyorlar? TSK ile PKK’yı aynı saflarda savaşa girsin, IŞİD’e karadan darbe vursun, istiyorlar. Akil insanlarımız tarafından eylem yapanlara, “- Hadi kardeşim burada benim huzurunu bozacağına git orada savaş.” denildiğinde ise ortalık yerlerden kaçışmaktadırlar. Ama ölüm kusan melanetlerini masum insanlara karşı kullanmakta herhangi bir beis görmemektedirler. Bunların şimdiye kadar yaptıklarını hep biliyoruz. Silahsız öğretmene, ebeye, hemşireye, doktora, imama, kısaca devlet memuruna karşı kanlı eylemler gerçekleştirmişler, ama silahlı gücün karşısında iki büklüm olmuşlardır.

Bu sefer dönüyorsun bunu tezgâhlayan okyanus ötesindeki güce açık seçik söylüyorsun, “Gel beraber vuralım”, yok ne gezer… Biliyorsunuz bu durumu da Başbakan Yardımcısı Akdoğan veciz bir biçimde şöyle ifade etmişti:

“Sen gelmeyeceksin. Yani Türk askeri burada senin paralı askerin mi? Sen askerini göndermeyeceksin, Türk askeri oraya girip, Şehit olacak. Böyle bir dünya yok.”

Halkımız arasında bunun için söylenen çok da güzel bir iki laf vardır. Birkaç tanesini anımsayalım, isterseniz: “Hem cam kenarı hem de 25 kuruş” Biraz amiyanesi ise, “Anan güzel mi? Serlevhasıdır. Bilenlerden bilmeyenlere duyurulur.

Her zaman alışık olunduğu veçhile siyasetçi seçkinler tarafından çokça seslendirilen itidal çağrısı halkın içerisinden güvenilen dervişlere kalakalmıştır. Ilımlı, ölçülü, mutedil olma çağrısı sadece onlar tarafından seslendirilmektedir. Ama bu sefer ki, nafile. Nedeni açık… Ortalık yerdeki siyasetçi seçkinler gerginlik ipini fazla çekmişlerdir. Oysa itidal çağrısı itidalli olma siyaset ve diplomasi dilinin olmazsa olmaz ögelerinden biridir. Hatta zorunlu bir öğesidir, diyebiliriz. Bu davete, dostlar alışverişte görsün kabilinden çağrıya konu olanların buna icabet etmeyecekleri bilinir, ama bu sefer durum bu boyutu da çoktan geçmiştir. İş halk tarafından sergilenen linç girişimlerine kadar vardırılmıştır. Artık, çağrıyı kim yapıyorsa ekâbir vakurluluğunu, akil adamlık görüntüsü vermeyi bir kenara bırakmalıdır.

Hükûmetin tavrı ile ilgili gözlemlediğimiz en büyük duyarlılık, olaylar karsısında protestoların tam olarak okunamaması ve gerçek eylemcilerin halktan ayırt edilememesi halidir. Zor olduğunu biliyoruz, güvenlik güçlerinin takat sınırı çoktan geçilmiş, bıçak kemiğe dayanmıştır. Siyasi arenadaki empati yoksunu gerginliği yaratanlar bir başka ifadeyle lastik ipi karşılıklı olarak çekenler toplumdaki öfkeyi tetiklemişlerdir. Otoriter tavırların geçerli bir norm gibi dayatılması kutuplaşmalara yol açmıştır. Yanisi şu, lastiği karşılıklı gerenler toplumun tüm kesimlerine itidal çağrısı ve uygulamaları yaparak gerdikleri lastiği her iki taraftan da birlikte adım adım bırakmaları keyfiyetini sergilemelidirler. Aman ha, ne diyor kamyon yazısı “Rampada yavaş, düzlükte savaş” Unutmayalım burada kastedilen savaş da TBMM çatısı altında meşru zeminde yapılan siyasi mücadeledir. Siyaset, hemen her türlü koşul ve zamanda çözüm üretebilme becerisidir. Toplumu gererseniz, olayların arkasını alamazsınız, yangını söndüremezsiniz. Benden söylemesi…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim