• BIST 94.137
  • Altın 282,323
  • Dolar 5,8801
  • Euro 6,4975
  • Adana : 21 °C
  • Osmaniye : 22 °C
  • İçel : 25 °C
  • Hatay : 24 °C
  • Kmaraş : 22 °C

İl İdaresi Kanunu ve Bayrak

13.06.2014 11:00
Prof. Dr. Esat ARSLAN

Prof. Dr. Esat ARSLAN

7 Haziran 2014 tarihinde Diyarbakır’ın Lice ilçesinde meydana gelen çatışmada ölen bir kişinin bir gün sonra cenazesinin defnedilmesi için amaçsız bir güruh Yeniköy Mezarlığı'nda toplanmıştı. Görülüyordu ki, birileri tarafından kapalı kapılar arkasından planlanan, 1 Temmuz Kabotaj Bayramlarında görmeğe alıştığımız gibi, bir PKK militanına yağlı direğe tırmanma eğitimi yaptırılmış, bu kişi bu kargaşadan istifadeyle Yeniköy Mezarlığı yanında bulunan 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı kuzey tali nizamiyesinde gönderde bulunan Türk bayrağını indirip, fırlatmıştır. Şanlı bayrağımız o güruh tarafından tekmelenmiştir. Şimdi buna hala inanmayanınız var mı? Çünkü her şeyi en ince ayrıntısına kadar televizyonlarda izledik, çıplak gözlerden süzülen gözyaşlarımızı içimize akıttık. Askeri karakollar, tugaylar, taburlar, polis merkezleri hatta 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı bile şehrin göbeğinde saldırıya uğramakta olduğuna bu gözler şahittir. Görmemiz gereken daha ne kaldı ki? 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’de Sarı Kışla nizamiyesi önünde Yunanlı bir Efsun Teğmeni tarafından tabiri caizse eşek sudan gelinceye kadar dövülen Korgeneral Nadir Paşa gibi olayların olmasını mı bekliyoruz? Ya da yakında Yunanlı askerler tarafından Sarı Kışladan dörderli sıralar haline soktukları subaylara Pasaport iskelesine kadar her türlü hakaretin yapıldığı olaylarla mı karşılaşacağız? Görmüyor musunuz? Devlet kendini korumakta aciz davranıyor, güçsüz bir görüntü veriyor, örgüt bundan yararlanarak, devletin kolluk kuvvetlerine her gün küstahça tuzaklar kurmakta, kanlı eylemler planlamaktadır. Devletin kurumları birebir meşruluğunu kaybetmekte saygınlığını yitirmektedir. Talepler doğrultusunda hareket etmekten kendini gizlemeyen iktidar, bölücü çevrelerin eylemlerini görmezden gelmektedir. Taş, Molotof kokteyli, havai fişek ve silah doğrultarak devlete yaşam hakkı tanınmamakta, ay yıldızlı bayrak göklerden indirilmektedir. Bu ne demek biliyor musunuz, sevgili okurlar, Diyarbakır'da II. Taktik Hava Kuvvetleri kışlası içerisindeki Şanlı Bayrağımızın indirilmesi olayı, ordunun burjuvalaştırıldığının da bir göstergesidir. Bunun şımarıklıkla ya da meczuplukla açıklayabilir misiniz? Bunun olayın nedenlerinden birisi de 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunun hükümlerinin  değiştirilmesiyle kışlalarının içersinde bile kuvvet kullanmak için İl Valisinin himmetine terk edilen, Silahlı Kuvvetler mensuplarının acz içersinde bırakılmasıdır. Hangi akla hizmet ise Kışla Komutanları ister kırsalda isterse belediye hudutları içersinde olsun, kuvvet kullanmaya ilişkin kararlarında Valiye bağımlı hale getirilmiştir. Yani? Yanisi şu, karar verici makamdan, Vali Beye öneri sunan makam haline getirilmiştir. Şimdi hep birlikte düşünelim. RPG-7 omzunda Nizamiye karşısında atışa hazır bir teröriste karşı, Kışla Komutanının elinde sadece ve sadece, 1- Polis İmdat: 155; Alo Jandarma: 156 hattını kullanmaktan başka bir seçenek kalmamıştır. Telefonu açıp,

“-Efendim Nizamiyemizin karşısında bir terörist var, omzundaki roketatarı nizamiyeye atmak üzere, lütfen buraya bir memur ya da bir jandarma gönderin”

İnanın sevgili okurlar bu şekilde hareket etmekten başka bir seçeneği kalmamıştır. Profesör kökenli bir CHP milletvekilinin “Kâğıttan Kaplan” benzetmesine karşı mangalda kül bırakmayanlar, şimdi kalkıp da barış sürecinin arkasına sığınabilirler mi? Bir siyasi liderin haklı bir biçimde kükrediği gibi, TSK mensuplarının bayrak indirmeye yeltenen bu meczubu alnının şavkından vuracak mecali kalmış mıdır? Şimdi siz yüzünün yarısını, gözlerini ve her iki kolunu da kaybeden Yüzbaşı Mehmet Bedri Aluçlu’ya bu durumu nasıl anlatacaksınız? İşte sevgili okurlar, ben halkımın içinden çıkmış şanlı ordumuzun ve eşleriyle anababalarıyla çocuklarıyla bütünleşmiş bir büyük ailenin tarafındaydım, hem halkımın sesine kulak veririm, hem de burjuvalaşmayan ordumun sesine… Halkın sesi, tankın paletinin çıkardığı sesle bütünleştiği zaman bir anlam ifade eder. Bir de, evet bir de mangal yürekli insanlar arasında yaşamanın getirdiği göğe değecekmiş yükselen bir dimdiklik, beni alır bir yerlerden bir yerlere getirir. Kaldı mı? Heyhat…

Orta Asya’dan Viyana kapılarına kadar Türklüğün o asil yaşam serüveninde ay yıldızlı şanlı bayrağımız hep yanı başımızdaydı. Unutmayalım bir zamanlar bu ülkede Yüzbaşı Mehmet Bedri Aluçlu gibi“Mangal Yürekli İnsanlar” yaşardı, köşesine çekilmiş, pısmış insanlar değil… Anadolu’ya ayak basışımızdan bugüne kadar geçen yüzyıllar boyunca vatan, vazife ve bayrak uğruna seve, seve yaşamlarını feda eyleyen tüm bu korkusuz kahramanların bu ülke uğruna kanlarını akıtırken ağızlarından çıkan “Vatan sana can feda” derken o bayrak vücutlarını ya da kalan uzuvlarını örterdi. Tüm Şehitlerimizin üzerini sarmalayan Ay Yıldızlı Bayrağımız, dünya var olduğu sürece bu onurlu ülkenin semalarını süslemeye devam etmelidir. Hiçbir güç, ‘’ Şehitlerimizin’’ kanı ile renklenen o gurur timsali sancağımızı asla gönderinden indirememelidir. Atalarımız o bayrağı indireni, indirmişlerdir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Adana Yorum | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0322 290 27 16 / 0532 268 05 48 | Haber Yazılımı: CM Bilişim